Millennial Jenerasyonuna Ulaşmanın Yolu KSS’den Geçiyor

img

Y jenerasyonu olarak bilinen millennial kuşağı, 1981-1996 yılları arasında doğan nesilleri kapsıyor. Çocukluklarını, ilk gençliklerini ve hatta yetişkinlik dönemlerinin ilk yarısını, internetin hayatımıza tam anlamıyla dahil olduğu yıllarda geçiren millennial kuşağı, sosyal medya dinamikleri sayesinde önceki nesillere göre toplumsal olaylara karşı belki de çok daha duyarlı.

Peki millennial jenerasyonunun duyarlılığı, markaların pazarlama ve iletişim faaliyetlerini de etkiliyor mu? Şüphesiz evet! Üstelik bu etki, hiç beklenmeyen bir şekilde karşımıza çıkıyor.

Geçtiğimiz 10 yıl içerisinde hem internet hem de sosyal medya kullanımı baş döndürücü bir hızla arttı. Ülkeler bazında internet, mobil ve sosyal medya kullanım istatistiklerini detaylı olarak paylaşan We are social’ın verilerine göre, 2019 Ocak ayı itibariyle Türkiye’deki 59.36 milyon internet kullanıcısının 52 milyonu aynı zamanda aktif birer sosyal medya kullanıcısıyken, bunların 44 milyonu ise mobil sosyal medya kullanıcısı olarak karşımıza çıkıyor. Bir diğer deyişle Türkiye nüfusunun yüzde 63’ü sosyal medyada aktif.

Küresel olarak baktığımızda ise internet kullanıcı sayısı 4 milyar 388 milyon iken, sosyal medyada bu rakam 3 milyar 484 milyon civarında.

İnsanların yüzde 45 oranında sosyal medya kullanıcısı olduğu bir dünyada, markaların pazarlama ve iletişim faaliyetlerini bu platformlara taşımaları elbette şaşırtıcı bir durum değil. Şaşırtıcı olan, markaların bu platformlarda insanların konuştuklarını belki de tarihte ilk kez bu kadar yakından takip etmeleri ve stratejilerine bu doğrultuda yön veriyor olmaları.

Son yıllarda sosyal medyanın sosyalleşme dinamiğinin yanı sıra bir haberleşme platformu olarak da saygınlık kazanmaya başladığını gözlemliyoruz. Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan doğal afetler ve toplumsal olaylardan anında haberdar olabilmenin yanında, sansür ve haber alma özgürlüğü konusundaki problemler nedeniyle de insanlar sosyal medya üzerinden haberleşmeyi tercih etmeye başladı. Bununla paralel olarak yazılı ve görsel yayınların tüketiminde yaşanan düşüş, markaları dijital platformlar üzerinden iletişime yönlendirdi dersek, pek de yanılmış olmayız.

Kullanıcı alışkanlıklarındaki bu değişim, büyük ölçüde millennial jenerasyonunun eseri. Dünya genelindeki sosyal medya kullanıcılarının yaş aralıklarını incelediğimizde, en fazla kullanıcının 25-34 yaş grubundan olduğunu görüyoruz. Bu grup, günümüzün en önemli karar vericileri olarak nitelendirilirken; trendlere yön veriyor ve tüketim alışkanlıklarını değiştiriyorlar. Daha da önemlisi, toplumsal olaylar konusunda oldukça duyarlılar.

Yeni nesil haberleşmenin belki de en popüler platformu olan Twitter’ın açıklamalarına göre 2018’de en çok tweetlenen konuların başında, ABD’deki silahlı okul baskınlarına karşı başlatılan March For Our Lives hareketi, NFL protestoları ve yine ABD’deki silahlı saldırılara ve bireysel silahlanmaya karşı başlatılan öğrenci hareketi Students Stand Up geliyor.

Her ne kadar millennial kuşağı, kendinden önceki jenerasyonlar tarafından “her şeyi en hızlı şekilde tüketmek” ile suçlansa da son yıllarda hızla artan aktivizm odaklı pazarlama kampanyaları bunun tam tersini söyler nitelikte. Millennial kuşağı, markaların doğa, insan hakları, hayvan hakları gibi büyük toplulukları etkileyen konularda dünyaya ve insanlığa gerçekten fayda sağlamalarını istiyor ya da en azından marka gücünün ırkçılık, cinsiyetçilik, homofobi gibi konularda insanların bilinç düzeylerini artırmasını bekliyor.

Yapılan araştırmalar da bu durumu destekler nitelikte! Nielsen tarafından hazırlanan Küresel Ölçekte Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporu verilerine göre, araştırma katılımcılarının yüzde 66’sı sürdürülebilirlik konusunda vaatlerde bulunan markaların ürünlerini, bu konuda sessiz kalan markaların ürünlerine tercih edeceğini söylüyor.

2019 yılında Cannes Lions Festival of Creativity kapsamında ödüllendirilen projelerin neredeyse tamamı toplumsal faydayı öne çıkaran, iletişimin odağına marka amacını koyan proje ve kampanyalar olmalarıydı. Microsoft’un Super Bowl için hazırladığı, fiziksel engelli kişilerin de Xbox oyunlarının keyfini çıkarmasını amaçlayan “Adaptive Controller” reklamı, Ikea’nın engelli insanların da kendi ürünlerini rahatça kullanmalarını sağlayan küçük eklentileri tanıttığı ve Grand Prix ödülünün de sahibi olan “ThisAbles” projesi ve reklam yüzü olarak spor dünyasının politik ismi Colin Kaepernick’i seçerek tüm dünyada büyük yankı uyandıran Nike’ın “Dream Crazy” kampanyası. Bu tablo artık markaların hedef kitlelerin önemsediği toplumsal konularda birer aktivist olmayı seçtiklerinin belki de en büyük kanıtı.

Pazarlama ve iletişim dünyasındaki aktivizm hareketi bir trend olarak mı kalır yoksa bu konuda gerçekten samimi kampanyalar görmeye devam mı ederiz, burası şimdilik meçhul. Fakat, çılgınca tüketmekten başka bir şey yapmayan ve tembel bir nesil olarak nitelendirilen millennial kuşağının, pazarlama sektörünü tüm dünya genelinde aktivizme yönlendirmesi gerçekten etkileyici.

Dileriz, markalar sahip oldukları devasa imkanlarını ve güçlerini hem insanlığa hem de dünyaya fayda sağlayacak konularda kullanmaya bundan sonra da devam ederler.